Hepimiz bu dünya da yaşıyoruz. Sistemin bize dayatmış olduğu kapitalist-emperyalist düzen hayatımızın her tarafına nakşetmiş durumda. Açıkçası bir robota dönmüş yaşamamızı sağlayan doğal ihtiyaçları kazanmak için saatlerimiz ayarlanmış ve ayarlanan bu saatlerde uyuyor, bu saatlerde kalkıyor yine bu saatlerde çalışıyoruz. Bu yazımın esas amacı bu sistemi eleştirmek değil, robotlaşan bedenimizin özgür ruhunu arama istencidir. Bu istençle bahsettiğim sistem sonucunda yaşadığımız robot hayatı, teknolojinin gelişmesiyle gerek akıllı telefonların çeşitli oyunları olsun, gerek sosyal medya uygulamaları olsun yaşamamız gereken hayatı sanal aleme taşımış, bize var olan hayatta hareket alanı bırakmadığı gibi bunu kendi irademizle yapıyor olmamızı da başarmıştır.

Tüm bu bahsettiklerim sonucunda insanların kendi hayatıyla ilgili şikayetlerini sürekli duyar olduk. Bunun sebebi gerek çalışma koşulları, gerek de kendi iradeleri ile bağımlı hale getirdiği sanal boyut olması ve daha bir sürü şey... İşin en korkunç tarafı ise sürekli aynı monotonluk içinde yaşayan toplumun bu duruma alışmış olmasıdır. Bilirsiniz ki bizim toplumumuz KÖTÜ olan şeyleri alışkanlık haline getirip umursamaz davranmakta meşhurdur. Alışkanlıklarını bir ritüel haline getirip sorgulamayan insanlarımız bu sistemin stresini ve bedenlerinde hissettikleri yorgunluğun vermiş olduğu berbat hisse çözüm olarak her boşluk bulduğunda kendilerini alışveriş merkezlerine vurup çılgınlar gibi alışveriş yapıyor, saçma sapan hiçbir olumlu etkisi olmayan diziler izliyor, saçma yarışma programlarıyla kendisine anlamsız fanatizm yüklüyor ve bunlardan zevk aldığını düşünüyor… Sosyal medya da mutlu görünen bir fotoğraf yüklüyor ve çoğunlukla kendisi gibi sahte gülümsemeli insanları gördükçe kıskanıyor, hayattan tatmin olmuyor ve bunun sonucunda bunalım yaşıyor. Bunlar gibi çokça örnek vermek mümkün. Tabi bu anlattığım durumun bir doyum noktası olması ise kaçınılmazdır. Bu doyum noktasına vardıklarında ise aşırı bir patlama, depresyon hali başlıyor ve bu hal daha tehlikeli bir noktaya varıyor, adları “HASTA” olarak kayıtlara geçiyor.

Bildiğiniz üzere yaşamış olduğumuz gündem, pek de insanı hayata bağlayan şeylerin olmaması bu duruma zemin hazırlar hale gelmiş durumda. Soyutlanma istencinin bana göre tanımını yapmak gerekirse: “İnsanın kendi içine taşınması, özüne özlem duymasıdır.” Bu noktada ise yukarıda bahsettiğim diğer insan türü olan alışamayanlar, alışmayı reddedenler, direnenler daha fazla soyutlanmaya ihtiyaç duyuyor ve farklı şeyler yapmayı planlıyor ama çoğu zaman bu planları maalesef gerçekleştiremiyor. Çoğumuz ara ara şöyle düşüncelere dalabiliyoruz: “Sıkıldım bu hayattan, keşke her şeyden her yerden uzaklaşsam, huzur bulduğum yere gitsem, ağaçların yaprak hışırtısını duysam, kuşları seyretsem, kitap okusam, doğa da yürüyüş yapsam bunları yaparken telefonu kapatsam ve sadece kendimle baş başa olsam” gibi daha da zenginleştireceğimiz düşünceler bize anlık mutluluk sağlıyor ama bunu yapamamak da huzursuzluğumuza huzursuzluk katar hale geliyor.

Şunu da belirtmek gerekir ki bu soyutlanma istenci ile açıklamak istediğimiz nokta soyutlanma olgusunun olumlu yanıdır. Aman diyeyim bu soyutlanmayı hayata küslük haline getirip ne kendi canınızı ne de benim canımı sıkmayın.

“Peki kardeşim sen bu kadar konuşuyorsun da ne yapacağız biz?” Diye sormak tabi ki en doğal hakkınız. Ama takdir edersiniz ki bu hayat sevincini geri kazanma, kendini motive etme, özünü arama gibi kavramlarla adlandırabileceğimiz soyutlanma isteği insandan insana değişen bir kavram olduğu için şahsınıza münhasır terapi oluşturma görevi burada size düşüyor. Yine de naçizane düşüncemi belirtmek gerekirse, en önce ve en önemli şey bu düşünceleri geciktirmeden uygulamaya koymaktır. Hemen bu hafta sonu mesaiden çıkın ve huzurlu hissedeceğiniz yerlere tek başınıza kaçın. Telefonu kapatın, kendinize mutlu olduğunuzu daha mutlu olacağınızı söyleyip pozitif olmaya çalışın. Hafta sonu çalışanlar ise illa ki yarım gün de olsa bir boşlukta bunu yapmalıdırlar. Bir güzel tavsiye de bir roman yanınıza alın ve siz başka dünyadayken bir başka dünyayı keşfe çıkın ve göreceksiniz ki mükemmel hissedeceksiniz. Bu sayede okuma alışkanlığını da kazanacak özünüze ulaşmak için daha büyük bir adım atmış olacaksınız. Bunu becerebilene ne ala…

Sonuç olarak göreceksiniz ki artık hayat daha anlamsız değil ve her şey kontrolümüz altında. Ne zaman sıkılsanız kendiniz belirlediğiniz terapiyi uygulamaya geçin ve buna yer açın. Ortalama altmış yıllık ömrümüz boyunca bizden daha değerli ne olabilir ki? İnsan olduğumuzu unutmayalım ve nefesimizde özümüz ile birlikte özgürlüğümüzü hissedelim. Unutmayın ki siz iyi oldukça herkes iyi olacak. Mutluluğunuz mutluluğumuz haline gelecek daha güzel bir hayat tasarlayacağız… Olur mu? Kim bilir? Belki bir gün… Ama inancımız tam. Kendinize ve gözünüzün gördüğüne pozitif olun. Sağlıcakla kalın…

İBRAHİM HALİL BİNGÖL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tarafsız haber için doğru adrestesiniz. Haber, Haberler, güncel haberler, internet haber,son dakika haberleri, Ulusal Haber Gazetesi farkı ile takip edin.
 Sitemiz iha abonesidir.sanalbasin.com üyesidir