Demokrasi nedir sorusunun cevabını, ilk okul sıralarından itibaren hep halkın kendi kendisini yönetmesidir şeklinde öğrendik. Çünkü bizim okuduğumuz kitaplarda öyle yazıyordu. Daha sonar araya zaman denen kavram girdi, ülkemiz insanları, kendisini kuşatan şartlara göre değiştirdi demokrasi kavramını: hayatı varoşlarda, otomobil tamirciliğinde, marangozlukta geçen, elleri nasır tutmuş insanımız demokrasinin herkesin eşit olması ve şeklinde yorumladılar. Ve iki ayrı dünyanın olduğunu, birileri en ağır biçimde çalışırken , kit kanaat geçinirken birilerinin , kendilerine göre çok rahat ve özenecek bir yaşam yaşadıklarını savundular
Sonra daha çok dini esas alan ve islami kanunlarla yoetilmek isteyen insanlarımız oldu ve hala da var. onlarda haklıydı belki, dine göre yaşamak şeriat ile yönetilmek onların inandığı dünyanın en sağlam yönetim şekliydi onlar için. Bu sadece bizim ülkemize has birşey de değil. Avrupanın tarihini okuduğumuzda, karışımıza çıkan senaryo çok ta farklı değil. Roma imparatorluğu parçalanmış: doğu ve batı roma olmak üzere.  Ve ondan sonar ardı arkası kesilmeyen kilise ve otorite arasındaki gerilim. Doğu roma da dönemin papa sı siyasi otoriteyi taç giydirerek yönetime getirmiş ve o taç giydirme merasimi ile verilen mesajlar yerine ulaşmıştı: size göreve biz (kilise) getirdi gerekirse biz indiririz. Ve siyasi otorite o andan itibaren kendisini kilisenin en baş koruyucusu olarak adletmiştir. Bizim insanımız değil yani sadece dinle yönetilmek istenen.
Bir yandan bunlar olurken, demokrasinin doğduğu yer olarak bilinen, bugün ku Yunanistan olarak bildiğimiz yerlerde bambaşka şeyler oluyordu: demokrasi nedir sorusunun cevabı dünyaya veriliyordu. O dönemde yunan filozoflar tarafından ortaya atılan ``Trias politica`` olarak bilinen yani : kuvvetler ayrılığı ilkesi doğmuştu. Ve bu kavram , yasama ,yürütme, yargının birbirinden tamamen bağımsız işlemesi gerektiğini hiçbir şekilde birbirini etkilememesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Çok kısa bir sürede demokrasiyle yönetilen her ülke bunu benimsedi. Bu sistem parlementer yada başkanlık farketmez aynı şekilde işliyordu. Peki nedir bu sistemler arasındaki fark? Ve bu sistemlerde halkın yönetimdeki pozisyonu nedir?
Parlementer sistemleri anlamak için sadece bir ülkede parlemanto olup olmaması bizim için yeterli bir kriter değildir. Daha doğrusu parlementer system olarak adlandırmamız için bu yeterli kriter değil. Parlementer system, hükümetin basının yanı başbakan ve bakanların görevde kalabilmesi için parlemantonun onayına ,toleransına, desteğine ihityacı olması demektir.  Mesela Almanya, onaltı devletten oluşan bir federal yapı olmasına rağmen parlementer sistemdir. Ve chancellor( başbakan) in görevde kalması için parlemantodan tam güven oyu alması gerekir. Eğer parlemanto, yani halk güven oyu vermezse hükümet başbakan ve tüm kabine olarak düşer. Çünkü güven oyu bireysel değil bütünsel işler Almanya da. Aynı zamanda iki parlemanto vardır :Bundesrat( onaltı devletin federal olarak temsil edildiği yer) ve Bundestag(Almanya insanının temsil edildiği yer). Bizde bir meclis var . Avrupa hukluk ve politikası açısından bakılacak olursa bu örnekler çoğaltılabilir parlementer sistemler mesela: Hollanda, ingiltere gibi.
Peki başkanlık sistemi nedir ve halk nerde durur bu sistemde? Başkanlık sistemi denilince en iyi işleyen ve akla gelen yer olarak Amerika geliyor akla. Amerika birleşik devletleri elli devletten oluşan , federal bir devlettir. Başkanlık siteminde başbakan kavramı olmaz, bus u demektir hükümetin başı da devletin başıda birdir ve o da başkandır. Parlemanto yine vardır başkanlık sisteminde, Amerika da ki senato mesela elli devletin temsil edildiği parlemanto. Ama fark şurda oluşuyor parlementer ve başkanlık sisteminde: başkanlık sisteminde başkanın görevde kalması için parlemantonun desteğine ihtiyacı yoktur bağımsızdır. Başkanı bir comite seçer ve bu komite ülkedeki başkanlık sistemine göre nasıl oluşturulduğu değişir. Amerika da başkanı  elli devletten herbirinin çıkardığı iki senatör ve sayısı 435 olan halkın temsil edildiği senatonun üstünde bulunan (house of repreşentatıve) seçer. Yani halk senatörü ve kendilerini temsil eden kişileri seçer onlarda başkanı seçerler. Devlet başkanı herhangi bir suça bulaştığında ise onu görevden alacak olan senato ve house of repreşentatıve yapar. .
Sonuç olarak, bu iki system önümüzde hangisinin üniter devlet yapısına sahip olan ülkemize gideceğine halk karar verir ve bu karar verilirken federal yapı ile üniter devlet yapısı arasındaki farkı bilmeden karar vermemek lazım diye düşünüyorum. Başkanlık sistemi ile devlet yapısı üniterden federal yapıya geçmesi gerekebilir. Buda demoktatik bir biçimde müzakrere edilip halka sunulur. Başta dediğim gibi demokrasi haklın kendi kendisini yönetmesi değilmiydi?
Tarafsız haber için doğru adrestesiniz. Haber, Haberler, güncel haberler, internet haber,son dakika haberleri, Ulusal Haber Gazetesi farkı ile takip edin.
 Sitemiz iha abonesidir.sanalbasin.com üyesidir